
Aslında güzel bir rüya görmedim. Kaçmak, kovalanmak üzerinydi rüyam. Tanıdığım herkes düşmanımdı.
Ama çok çok güzel bir şey vardı rüyamda. Minicik bir erkek bebeğin halasıydım ve bu güzel bebek ne zaman beni görse gülümsemeye başlıyordu…
Umarım en yakın zamanda rüyamın bu kısmı gerçekleşir.

Rüyamda evimizin önünde bir kına gecesi oluyor. Sünnet kınasıymış ancak ortada sünnetlik bir çocuk yok. Arkadaşımlayız, arkadaşımın evine gidiyoruz banyoyu kullanmak için ancak kapıları kilitli içeriye giremiyoruz. Bize gitmeyi teklif ediyorum, kabul etmiyor.

Kınaya geri dönüyoruz. Herkesin elinde mumlar var, ortada boş bir sandalye var. Kınası olacak çocuk ortada yok, elinde kına tepsisiyle çıkan yengem bana bakarak, sandalyeyi boş bırakmayın diyor. Herkes oturmamı bekliyor ancak ben oturmuyorum.

Yengem arkadaşıma ve bana kınanın üzerinden mum veriyor. Mumları biz yakıyoruz, onlar sönüyor. Kimsenin mumu bir türlü yanamıyor. Sandalyenin etrafında dönmeye başlıyorlar. Ben mumun kenarını çok düzgün bir şekilde tırnağımla kazıyıp fitili açığa çıkarıyorum. Mumum yanıyor, herkes benim mumumdan ateş alıp kendi mumunu yakıyor.

Sonra arkadaşımla bir porselen dükkanına gidiyoruz. Çok eski model porselenler olduğu için beğenmeyip çıkıyoruz.

Rüyanın sonrası etkilendiğim bir çizgi filmle devam ettiği için yazmıyorum. :)

Annemle konuşuyoruz. Son Bizans İmparatorunun büyük dedemiz olduğunu anlatıyor. Ben de Ayasofya’da neden değişik hisler içinde olduğum şimdi açıklandı diye yorumluyorum bu durumu.
Annemle malum dedenin mezarını bulmak için bir adaya gidiyoruz. Adanın kumsal kısmını kazmaya başlıyoruz. Küreği vurunca derin bir çukur açılıyor ve borular gözüküyor, baslı borular. Adanın daha içeri kısmını aramaya karar veriyoruyoz.

İkinci kısımda köydeyiz. Köyün orta yerinde normalde varolmayan kocaman bir dağ, dağda daha önce görmediğim tarzda bembeyaz muhteşem bir kale var. Doğduğumdan beri gittiğim yerde, her yerden gözüken bu harika kaleyi neden hiç görmediğimi soruyorum kendime ve kaleye doğru yola çıkıyorum.

Üçüncü kısımda evdeyim. Yanımda amcamın kızı ve onun oğlu var. Kar yağmış, çok fazla. Camdan dışarıyı izliyoruz. Bir kurt geliyor, gözleri kıpkırmızı, gri ve çok büyük bir kurt. Çok aç olduğu her halinden belli. Dışarıya çocuğun peluş oyuncağı dışarıya düşmüş, onu yiyecek kadar aç. Camdan içeriye girmeyi çalışıyor. Biz arkamızı bir an için dönüyoruz ve çocuk fırsatını bulup camı açıyor. Kurt içeriye girip, mutfağa gidiyor. Evdeki herkesi uyarıyorum mutfağa gitmemeleri için ama kimse beni dinlemiyor. Odalardan birinde iki kişi var, ikisi de vampir. Kurt içeriye girdiğinde adam kadının boynundan ısırp kurta “Bunu iç ve bizi rahat bırak.” diyor.

Ve son kısım… Bir komşumuzdayız. Kızlarla beraber şiir yazıyoruz ya da okuyoruz, tam olarak hatırlamıyorum. Evin perdesi sökülmüş, kadın ne kadar uğraşırsa uğraşsın takamıyor. Annem perdeyi takmasında yardımcı oluyor. Eve dönerken, misafir olduğumuz kadın ve annem emeklilik hakkında konuşuyorlar.
Not:Bu rüyadan 2 gün sonra, uzun süredir görüşmediğim bir arkadaşıma gittim. Küçük oğlu perdeyi asılıp koparmış düğmelerinden. Babasının da emekli olmak için işlemlere başladığından bahsetti.

Rüyamda oturmuş film izliyorum. 80’lı yıllarda çekilmiş, kült bir vampir filmi. Ne ilginçtir ki, film bizim evde geçiyor. Bir yaşlı adam (YA), bir genç erkek(GE), bir de genç kızımız(GK) var. Evin bodrumundan acaip sesler duyup, bodruma iniyorlar. Bodrumun ortasında kocaman bie göl var. YA, GE ve GK’ye bir alet veriyor, su altında nefes alabilmek için. 8 saniye dayanacağını ve çabuk olmaları gerektiğini söylüyor. Önce GE dalıyor ve çıktığında suyun içersinde vampir efendisi(VE) olduğunu ve ancak “eski yöntemlerle öldürülebileceğini” söylüyor.
Daha sonra GK ve GE beraber dalıyorlar göle. GE çıkıyor ama GK çıkmıyor. Uzunca bir süre çıkmayınca, öldüğüne karar verip çıkıyor YA ve GE. Dışarı çıktıklarında GK’yi de dışarıda buluyorlar. GK’nin elinde kırmızı, boynuza benzer bir şey var. GK “Ben suya daldığımda farklı bir boyuta geçtim. Bu bir cin lambası, VE’yi bununla öldüreceğiz.” diyor. VE yanında bir kaç vampirle daha dışarı çıkıp kahramanlarımızı kovalamaya başlıyor. GK elindekini defalarca VE’ye saplıyor ama fayda etmiyor. YA orada ölüyor. GE ve GK en üst kata kadar kaçıyorlar vampirlerden. GE evin balkonunda, GK banyoda kalıyor, üzerlerine kilitliyorlar kapıyı. Vampirler geldiklerinde artık çaresiz olduklarını anlıyorlar. GE, GK’nin yardımıyla VE’ye ekmeğe benzer bir şey yediriyor. Yediğinden zehirlenen VE güçsüz düşüyor. GE tüm vampirlerle beraber onu güneşe çıkarıyor ve hepsi beraber tutuşup elyaf oluyorlar. Evet, elyaf. Ben de rüyamı görmeye devam ettiğim bu sırada kendi kendime düşünüyorum; “Filme bak yahu, ne dandik teknolojisi var, şimdi çekilse böyle mi olurdu?” diye. GE çakmağıyla vampir elyafını yakmaya çalışıyor. Elyaf tutuşmuyor ama içten içe yanıyor. Bu sırada bir vampir geliyor.

Bu vampir bizim Seth Green. Seth’e dönüp, “Bak efendinize bunu yaptım, sana neler yapacağımı tahmin bile edemezsin.” diyor GE. Seth kaçıyor.
GK’nin yanına gidiyor GE. Bitti mi diye soruyor kız. GE, “Bodrumda testereyle vampir elyafını parçalıyorlar.” diye cevap veriyor ve bodrumdaki gölün yok olduğunu görüyoruz. GK, GE’ye sarılıp sana bir süprizim var diyor ve İngilizce’de “fang” diye tabir edilen vampir dişlerini gösteriyor. Bunca koşturmacadan yorulan GE’de umursamaz bir tavırla kızı öpüyor.
Ve ben uyandım…
Deliriyor muyum?

Küçük bir çocukken bile, rüyalarım sıradan değildi. Defalarca dünyayı kurtardım mesela. Defalarca film senaryolarına taş çıkaracak atraksiyonlar yaşadım. Defalarca gün içerisinde rüyalarımın gerçekleştiğine tanıklık ettim.
Ama unutuyorum… Bazen uyanır uyanmaz, bazen gün içerisinde… Bu kadar ilginç rüyalar görürken, bunları kayıt altına almam gerektiği fikri geldi aklıma.
Yani bu blog, yalnızca kendim için.
Rüyalarımda yaşadıklarım gerçekleştiğinde hissettiğim “dejavu”ya bir kanıt olsun diye…